top of page
Search

YUSUF AKÇURA’NIN SİYASİ DÜŞÜN YAPISI

  • Writer: Samet Ölçek
    Samet Ölçek
  • 3 days ago
  • 7 min read

Yusuf Akçura Kimdir?

Yusuf Akçura 1876 yılında Rusya’da Kazan’a bağlı Simbir(sk)dünyaya gelmiştir. Akçura’nın babası Hasan Bey çuha fabrikası sahibiydi; annesi Bibi Banu Hatun ise Kazan’ın tanınmış ailelerinden Hasanoğlularındandı. Aristokrat ve zengin bir aileden gelen Akçura henüz 2 yaşındayken babasını kaybetmişti (1878). 1883 yılında annesinin kaza geçirmesi üzerine İstanbul’a göç ettiler.  Annesi İstanbul’da Dağıstanlı Osman Bey ile evlenmiştir. Osman Bey, Akçura’nın askeriyeye gönderilmesinde etkili olmuş ve belki de bu durum, onun Türkçülük fikirlerinin ortaya çıkışında önemli bir rol oynamıştır. 11-12 yaşlarında akrabalarıyla yaptığı fikir alışverişleri, Kazanlı ailelerin Rus baskısı altında yaşamaları ve okudukları eserler de bu düşüncelerin şekillenmesinde etkili olmuştur.

Kuleli Askerî Lisesi’nde eğitim aldıktan sonra 1895 yılında Harp Okulu’na girdi. Türkçülük yayın hayatıyla tanışması da bu yıllara denk gelen Akçura’nın, Tercüman gazetesi Türkçülük fikirlerinin oluşmasında etkili oldu. 1897 yılında ise Rusya Türkleri ile Osmanlı Türklerini tanıştırma amacı güttüğü “Şehabettin Hazret” isimli makalesini Malumat Dergisi’nde yayımladı. Yayınlamış olduğu makaledeki hürriyet ve terakki konuları onu Fizan’a sürgün edilmesine sebep oldu ancak Fizan’a gönderilecek para temin edilemediğinden Trablusgarp’ta hapsedilir (1899).  Trablusgarp’tayken İttihat ve Terakki’nin girişimleri sonucunda şehirde serbest dolaşma izni aldı ve rütbeleri geri verilerek bazı resmi görevlerde bulundu. Akçura aynı yıl (1899) Fransa’ya kaçmıştır.

Paris’te üç yıl Ecole des Sciences Politiques/ Paris Siyasi Bilgiler Okulu’nda eğitim aldı. “Osmanlı Devleti Kurumlarının Tarihi Üzerine Deneme” adlı tezi ile okulu üçüncülükle bitirdi.  1903 yılında İstanbul’a dönmesi yasak olduğu için amcasının yanına Kazan’a gitti. 1904 yılında ise burada en bilinen eseri olan “3 Tarzı-ı Siyaset” adlı makalesini “Türk” Gazetesinde yayınladı. II. Meşrutiyet’in ilanı sonrası İstanbul’a geldiğinde ise “Kazan Muhbiri” adlı gazeteyi çıkardı (1908). Daha sonra Türkçülük ile ilgili yazılarını Türk Yurdu Dergisi’nde yayınladı ve Türk Ocağı’nın kuruluşunda etkin rol aldı.

1919 yılında Milli Türk Fırkasına katıldı ancak aynı yıl İngilizler tarafından tutuklandı. Hapisten çıktıktan sonra (1920) Selma Hanım ile evlendi ve Millî Mücadele’ye katılmak üzere Anadolu’ya geçti. 1923 yılında milletvekili olarak meclise katıldı. 1925 yılında Ankara Hukuk Mektebinde tarih dersleri verdi. 1932 yılında I. Türk Tarih Kongresini yönetti. Kars milletvekilliği yaptığı sırada 11 Mart 1935 yılında vefat etti.


Akçura’nın Düşün Yapısı

Akçura’nın entelektüel düşünce yapısının şekillenmesinde Osmanlı, Rusya ve Fransa’nın belirleyici bir etkisi bulunmaktadır. Tarihsel olarak ise şüphesiz Tatar reformu ve modernizmi onun düşün yapısında en önemli öğedir. Tatar reformu ile dönemin öneli düşünürleri ile tanışma ve bilgi alışverişi fırsatını yakalamıştı. Bu doğrultuda İslami reformların gerekliliğinin çözüm olabilmesi için skolastik düşünceden ve dogmadan ayrılması gerektiğine inanıyordu. Onu bu düşünceye iten asıl etmen ise İslam’ın modern bilim ile uyum içerisinde olabileceğiydi. Görüldüğü üzere Akçura, her ne kadar literatürde Türkçü kimliği ile ön plana çıkmış olsa da en azından Kemalist döneme kadar İslamiyet’i dışlayan tüm reformlara karşıydı. 1910 ve Tanzimat sonrası dönemde ise Akçura, Osmanlı yöneticilerini eleştirerek onları İslamiyet’i yıkılmaya terk etmekle ve bağnazların eline bırakmakla suçlamıştır. Akçura, devletin modernleşmesinin ancak İslamiyet'e uyumlu bir reform ile mümkün olacağını düşünmekteydi ve bu reformların medreselerden başlaması gerektiğini savunuyordu. Akçura’nın düşün yapısını en çok etkileyen kişilerden bir tanesi kuşkusuz Tatar İsmail Gasprinski’dir. Gasprinski, Ruslara karşı varlıklarını sürdürebilmesinin tek ve yegâne yolunun Rusya’daki Müslüman ve Türklerin birliğiydi. Gasprinski’nin öğrencisi olan Akçura, Gasprinski’den farklı olarak 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu fikirleri daha belirgin bir milliyetçi boyuta taşımıştır.

Kültür, dil ve tarih anlayışı ile sınırlı bir milliyetçilik türü olan ‘kültürel milliyetçilik’, Akçura’nın düşünce yapısında önemli bir yer tutmaktadır. Türkler, yalnızca kavmî ahlaklarını değil, aynı zamanda adet ve kanunlarının bir kısmını da benimsemişlerdir. Bu savaşçı göçebeler, tarih boyunca topraklarından ziyade dillerini ve kültürlerini korumuşlardı. Akçura’ya göre eski Türk hanlıkları meşruiyetini devletten almaktaydı. Bu yapı, İslami yasalar ile Türk törelerinin uyumuna dayanmakta; Türklerin kültürü ve gelenekleri İslam’dan bütünüyle farklı bir karakter taşımamaktaydı. Akçura’nın düşün yapısında Rusya’daki burjuvazinin etkilerini de görmek mümkündür. Bu çerçevede materyalizm onun için bir doktrin olmaktan ziyade bir yöntemden ileriye girmemektedir. Akçura’nın (özellikle de ilk) yazılarında kendini gösteren bir diğer fikir teması ise yaşamak için mücadeledir. Milletler, toplumlar, sınıflar, bireyler... var olmak için mücadele etmek zorundadır. Darwinci doğal seleksiyoncu yaklaşım, Rusya’da Türklerin hayatta kalabilmeleri için mücadele etmelerini öngörmekteydi. Aksi takdirde, Rus modernleşmesinin gerisinde kalacak olan Türk toplumları yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktı. Yazılarında da görüleceği üzere (örneğin Üç Tarz-ı Siyaset), Akçura birlik, güç ve ilerleme temalarını işlemektedir. Bu perspektiften bakıldığında Akçura, faydacı (pragmatist) bir yaklaşımı benimsemektedir.


Üç Tarz-ı Siyaset

Üç Tarz-ı Siyaset tez karakteri taşıyan, Rusya’da yazılmış, 1904 yılında Ali Tahir’in çıkardığı Türk isimli gazetede üç bölüm hâlinde yayımlanmıştır. Eser, Osmanlı’daki siyaset tarzlarını isimlendirip tasnif, tayin ve tahlil etmektedir. Üç Tarz-ı Siyaset, Akçura’nın Osmanlı, Trablusgarp, Paris, Kırım ve Kazan’a kadar uzanan hayat hikâyesinin bir yansımasıdır. Makale Osmanlıcılık, Panislamizm ve Pantürkizm’in ne gibi sonuçlar doğuracağını tartışıyordu. Osmanlıcılığı, Tanzimat Dönemi’ne; Panslavizm’i, 1870’li yıllara bağlıyor ve son yıllarda ortaya çıkmış olan Pantürkizm’i ele alıyordu. Bu çerçevede hangi düşün yapısının Osmanlı Devleti için en yararlı ve en uygulanabilir olacağını karşılaştırmaktaydı. Osmanlıcılık ve Panislamizm Osmanlı için kayıplara sebep olacak projelerdi. Ancak diğer yandan Pantürkizm ise iç ve dış dengeler açısından en uygulanabilir politikalardır. Üç Tarz-ı Siyaset, güç ve birlik sorununu imparatorluk için en mühim mesele olarak ele almaktadır. Bu bağlamda Üç Tarzı Siyaset şu ana unsurlar üzerinde durmaktadır: bir Osmanlı ulusu meydana getirmek, İslamcılığa dayanan bir devlet yapısı kurmak, ırka dayalı bir Türk siyasal ulusçuluğu meydana getirmek.

Osmanlıcılık fikri Akçura’ya göre Fransa’nın liberal milliyet anlayışına göre II. Mahmut döneminde başlamış, Abdülmecid döneminde gelişmiş, Ali ve Fuad Paşalar zamanında en yüksek düzeye ulaşmış, Fransa’nın 1870-71’de Prusya’ya yenilmesi üzerine Batı’da ırka dayalı milliyet anlayışının gelişimi sonucu önemini yitirmiştir. Osmanlı farklı milletleri din ve etnik köken ayrımına bakmaksızın ortak vatandaş üzerinden birleştirip tek bir ulus yaratmaya çalışmıştır. Akçura ise bunu Fransız/Amerikan tipi modern milliyetçilikle karşılaştırarak açıklamaktadır. Osmanlı’nın millet kavramı ise iki soruyla kışkırtmaya açmaktadır: Osmanlı Devleti’nin gerçek gücü mevcut toprakları korumakta mıdır?, Farklı din ve ırklara mensup geçmişte sürekli çatışmış toplulukları birleştirmek mümkün müdür? Ancak Akçura’nın perspektifinde Osmanlıcılık başarılı olsa bile tek bir Osmanlı milletinin oluşturulması Türkleri bu karma yapı içerisinde eritecekti. Ayrıca bu fikri Türkler, Müslümanlar, Gayrimüslimler, büyük Batılı devletler, Rusya ve Balkan devletleri de istemiyordu. Bu yüzden Akçura, Osmanlıcılık fikrini hayali ve idealist bir proje olarak tanımlamaktaydı.

Akçura’ya göre İslamiyet Müslümanlar için en güçlü kimlik oluşturucu unsurlardan biridir. Nitekim bir Pers, Arap ya da Türk’e kimsin diye sorduğunda önce ben Müslümanım cevabının alınması olağan bir durumdur. Bu anlamda İslamiyet’in birleştirici bir gücü bulunmaktadır. Halihazırda uzun bir zaman Türkler ve Müslümanlar Osmanlı çatısında altında yaşamışlardı. Osmanlı milliyetini daha sıkı birleştirebileceği gibi Osmanlı’nın halifelik makamı Müslümanları bir araya getirebilir. Ancak Osmanlıcılığa karşın İslamcılık daha geniş bir kapsama sahiptir. Dönemde Müslüman nüfusunun ve devletlerin büyük bir çoğunluğu Hristiyan devletlerin etkisi altındaydı. Osmanlı’nın İslamcılığı benimsemesi bu büyük Hristiyan devletlere kafa tutması anlamına geliyordu. Ayrıca İslamcılık politikası Osmanlı’da tebaasının Müslim-gayrimüslim tartışmalarını da alevlendirecekti. Diğer yandan İslam dini ve milleti bir olarak görmekteydi. Akçura’ya göre İslam “farklı cins ve din mensuplarını öğütür; dinen, cinsen, bir, aynı haklara sahip, yekpare Müslümanlar ortaya çıkarır.” Dönemde İslam’ın kuvveti zayıflamaktaydı ve İslam devletlerinin birçoğu Hristiyan devletlerin himayesi altına girmişti. Dönemde İslam birliği parçalanmış ve delik deşik olmuştu. Ancak insanlar hâlâ halifeyi tanıyor ve dinî vecibelerini yerine getiriyorlardı. Bunun yanı sıra güçlü bir İslam devleti varlığından söz etmek de oldukça zordu.

Akçura, Türk kimliğini ırk esasına dayandırarak bir siyasi millet inşa etme gayesi gütmektedir. Türk birliği onun bu üç siyaset tarzı arasında en faydalı olanıdır. Çünkü Osmanlı’daki Türkler dili, dini ve ırki olarak son derece yakındır. Türklerin birleşmesi diğer büyük milletler arasında varlığını sürdürebilmesi için zaruridir. Osmanlı ise Türk toplumlarının en güçlü ve medenileşmişi olarak bu birleştirici rolü üstlenmelidir. Akçura, Osmanlı’nın Türkleşme politikalarında Tatar modelinin örnek alınması gerektiğini sürekli vurgulamaktaydı. Tatarlar, Türk birliğini sağlamaya çalışıyor, Türk tarihi ile ilgileniyor, ekonomik ve toplumsal alanda daha ileride ve de kadınlara veriler haklar açısından daha iyiydiler. Akçura perspektifinde Tatarlar “daha modern, daha çok Müslüman ve daha çok moderndi.” Eserde, ırk ve köken temelli bir anlayış çerçevesinde dinin reforme edilmesi ve İslamiyet’in bu temele oturtulması zorunlu görülmektedir. İslamiyet’in millileştirilmesi, Akçura’ya göre bir ‘Türk İslamiyet’i’ yaratmak anlamına gelmemekte; Arapçanın dinî konulardaki tekelini kırarak, dinin kendi öz diliyle öğrenilmesini ifade etmektedir. Eserde Türk topluluklarının yapısını tanımlarken ‘Turanî’ terimini kullanan Akçura, Turancılık anlayışını benimsememiştir. Ancak Türk’e yakın Macar ve Fin gibi halkların birliğini amaçlamayarak bu düşünceyi siyasal hedefler açısından uzak tutmuştur.

Akçura, bu devlet nasıl kurtulur sorusuna cevap arayan aydınlardan biri olmakla birlikte bu sorunun cevabını Tatar burjuvazi modelini örnek alarak çözümlenebileceğinin inancındaydı. Bu inanç ütopik olmakla birlikte tam anlamıyla faydasız değildi. Pantürkizm ideolojisi Türklerin umudunu ve güvenini tekrardan canlandırmıştı. “Akçura Marksizm’in sınıf kavramını burjuvazinin hizmetinde kullanmış; faydacılığı ve materyalistliği ise Akçura’yı Türk milliyetinin stratejisti yapmıştır.


Akçura Neden Unutulan Adam?

Aydın, halk, devlet, toplum kavramları konularını düşündüğümüzde akla iki önemli düşünür gelmektedir. Bunlar: ziya Gökalp ve Yusuf Akçura’dır. Ancak Gökalp’in yüzüncü yılda doğumu hatırlanıp, televizyon ve radyolarda hakkında söylevler yapılırken Akçura için aynı durum geçerli değildir. Bu iki düşün adamı karşılaştırıldığında Akçura’nın yazılarının niteliğinin ve niceliğinin Gökalp’ten aşağı bir yanı yoktur. Bu bakıma Akçura’nın Gökalp’e görece oldukça tuhaftır.

Akçura, Gökalp’in yanında Berkes’in tanımıyla “unutulan adam”dır. Bu unutulmanın asıl sebebi ise ideolojik nedenlerden ötürüdür. Akçura “Pantürkizm”in kurucu babası olarak bilinir. Ancak bu kimlik onun unutulmasının da nedenidir. Cumhuriyetin erken yıllarında ve Osmanlı’nın son dönemlerinde pantürkizmin bir devlet politikası olarak kullanımı imkansızdı. Osmanlı döneminde bu fikrin uygulanması demek aynı zamanda imparatorluğun ayrışması anlamına geliyordu. Erken cumhuriyet döneminde özellikle Rus Devrimi sonrası dönemde Atatürk’ün bu düşünceyi mahkûm etmesinden sonra belli bir düzeyde sağa meyletmiştir. Böylece Akçura’nın unutulmuşluğu bir tür yanlış anlaşılmadır. Diğer bir deyişle Akçura’nın milliyetçilik anlayışı Osmanlı’da uygulanamazdı; cumhuriyet döneminde ise bu fikir değişerek devam etti ama yanlış yorumlandı.

Gökalp ve Akçura arasındaki belli farklı özellikler de bulunmaktadır. Akçura, Paris’te Türkçülük bilincindeyken; Gökalp ise Osmanlıcılık fikrini benimsemekteydi. Gökalp’in Türkçülüğü dönemde Osmanlı’nın imparatorluk anlayışı içinde değerlendirirken halkçılığa karşı hilafetli bir Müslümanlığı benimsemekteydi. Akçura İttihatçı, merkeziyetçi ya da imparatorlukçu birisi de değildi. Gelgelelim Osmanlı’nın millet sorunu ve ulusçuluk akımlarının etkisi de düşünüldüğünde dönemde ırk üzerine kurulmuş bir millet anlayışına gerek yoktu. Cumhuriyetin erken dönemlerinde ise Batı düşüncelerini eleştiren ve İslam ile modern ideolojiler (özellikle sosyalizm) arasında köprü kurmaya çalışan bir düşünürdü.

Böylece Akçura düşünceleri zayıf olmayan ancak dönemin koşullarına uygun olmamasından ötürü bir gölgede kalma durumu söz konusu olmuştur. Akçura’nın Pantürkizm fikri imparatorluğu ve cumhuriyeti parçalama riski taşırken Gökalp’in İslam, Osmanlıcılık ve Türkçülük sentezine dayanan fikirleri daha işlevsel bulunmuştur. Cumhuriyet döneminde kontrollü ve devlet merkezli yönetim yapısı Akçura’nın Marksist ve İslam sentezli çözümlemeleri devletin düşün yapısına uygun görülmemiştir. Berkes, Akçura’nın unutulmuşluğunu etkili ama görünmezliğine bağlar ve “Unutulan Adam” adlı makalesini şöyle bitirir: “Toplumsal sınıf olayına, tarihsel nedenlerle yabancı olan, «sınıf» kavramını anlayamayan Osmanlı aydınlarına kıyasla Yusuf Akçura ileri, Batılı kafalı bir özellik gösterir. Yüzüncü yıldönümü kutlanan Gökalp'ın yanında bugün onun hatırlanmayışına karşı onu bu yazıyla hatırlatmayı bir ödev saydım.”


KAYNAKLAR

Akçura, Y. (2015). Üç tarz-ı siyaset. Ötüken Neşriyat AŞ.

Berkes, N. (1976). Unutulan adam. Istanbul Journal of Sociological Studies, (14), 194-203.

Çalen, M. K. (2011) Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp’in Üçlü Tasnifleri: Üç Tarz-I Siyaset ve Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muâsırlaşmak, Türk Yurdu, 292-298.

Georgeon, François (2008). “Yusuf Akçura” (çev.: A. Er), T. Bora ve M. Gültekingil (Ed.) Modern Türkiye’de Siyasî Düşünce (cilt 4) – Milliyetçilik içinde (s. 505-514). İstanbul: İletişim Yayınları. Akçura,

Karataş, M. (2009). Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri: Yusuf Akçura (1876-1935). Tarih Okulu Dergisi2009(1II), 203-214.


SORULAR

1-      Akçura, Kemalist devrime kadar İslamiyet ile uyumlu modernleşme reformlarını savunurken, bu dönem sonrasında neden daha belirgin bir milliyetçi tutum benimsemiştir?

2-      Akçura’nın Türkçülük anlayışı, Türk olmayan unsurları Türkleştirmeye yönelik bir asimilasyon politikası mıdır?

3-      Üç Tarz-ı Siyaset” bir manifesto özelliği mi taşır, yoksa üç farklı siyaset tarzının analizi midir?

 
 
 

Comments


©2035 by Jada Fox. Powered and secured by Wix

bottom of page