MUHAFAZAKARLIK VE TÜRLERİ
- Samet Ölçek
- 18 Nis
- 6 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 29 Nis

Muhafazakarlık İdeolojisi
Huntington’a göre liberalizm burjuva, sosyalizm proletarya, muhafazakarlık ise aristokratların ideolojisidir. Bundan ötürü muhafazakârlık sıklıkla feodalizm, statü, ancien regime,eski toprak sahipleri çıkarları, soyluluk ve ortaçağcılık ile ilişkilendirilir. Ancak muhafazakarlık bir grubun çıkarlarını koruyan bir ideoloji değildir ve adalet, düzen, denge, ılımlılık, sağduyu gibi değerleri içerisinde barındırır. Kısacası muhafazakârlık zekâ ve irade meselesidir. Muhafazakarlığın özü ise mevcut kurum ve değerlerin tutku ile savunulmasıdır.
Burke ise muhafazakarlığı şu başlıklar altında toplar:
· İnsan dini bir hayvandır. Din toplumun temelidir ve onu besler.
· Toplum tedrici ve organik büyümenin bir ürünüdür. Reçete tüm ürünlerin en sağlamıdır.
· İnsan aklın yansıra önyargı ve duygulara da sahiptir.
· Topluluk bireyden üstündür (kötülük bireydedir; toplumda değil).
· Ahlak hariç insanlar eşit değildir.- (farklılıklar toplumun doğal ve kaçınılmaz özellikleridir).
· Mevcut kötülükleri giderme çabaları daha büyük kötülüklere yol açar.
Muhafazakâr ideoloji rasyonel temellere dayanan doğal hukuk geleneği ile meşrulaşmış deneysel (ampirik) felsefe temellere dayanan düşünce sistemidir. Muhafazakâr düşünce rasyonel otonom özne varsayımına fazla iyimser bulur. İnsan doğası gereği sınırlı akla ve kusurlu bir yapıya sahiptir. Salt akılın sınırlılığına ve onun tutkuların bir kölesi olduğuna işaret eden muhafazakâr ideoloji Aydınlanma insanın ergin olmama durumundan kurtularak aklını başka bir kılavuza ihtiyaç duymadan kullanması gerektiği fikrine karşı temkinli yaklaşır; bu bağlamda akla sınırsız bir güven duymaz. Muhafazakârlar ise aklın tek başına yeterli olmayacağını ve dolaysıyla duyuların, önyargıların, geleneklerin, tutkuların olmadan aklın bilgi üretmede yetersiz olduğunu savunurlar. Akıl ile bireyciliğe yönelik eleştirileri ise bireyin toplumdan kopuk bir fert ya da atomist bir varlık olmadığı yönündedir. Bireyler bu düşünceye göre toplumsal varlıklardır toplumu ve toplumsal hafızayı oluşturan gelenek, duygu, kültür ve ön yargı gibi unsurlar toplum ve bireyi anlamlı ve sürdürülebilir kılar. Bu bağlamda toplum organizmacı ve karmaşık bir yapıdadır. Birey aynı zamanda devlet ile ara kurumlar ilişki kuran toplumsal bir varlıktır.
İnsan doğası gereği kusurlu kabul edildiği için, bireycilikten ziyade toplumsallık ve toplum içinde şekillenme ön plana çıkar. Muhafazakâr düşünceye göre insanlar doğal olarak eşit değildir; yetenek, güç ve servet bakımından eşitsizlikler toplumsal hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır. Bu eşitsizlikler ise toplumsal düzen içinde sınıflar, hiyerarşi ve otorite yapılarının oluşmasını sağlar. Bu eşitsizlik devrimci fikirler ile toplumun oyulmasına ve istikrarsızlığa neden olur. Çıkış noktası itibariyle halihazırda muhafazakarlık devrim ve radikalizm karşıtlığına dayanır. Devlet ise bu rasyonalist, a prioriye dayanan bilgi ve radikal siyaset anlayışıyla şekillenmez. Bu yönüyle muhafazakarlık toplum sözleşmecilere çünkü akla dayalı, deneysel olmayan, yapay, tarih ile ilişkisi olmayan bir düşünceyi eleştirir.
Muhafazakâr düşünce zamansal ve mekânsal olarak değişimlere uğramıştır böylelikle farklı muhafazakârlık anlayışlara ortaya çıkmıştır.
Otoriter Muhafazakarlık
Otoriter muhafazakârlar ancien regime ile yan yana olan, geleneksel, elitin otoritesini savunan, devrim karşıtı ve tepkici bir siyasal tutum benimsemişlerdir. Hatta kıta Avrupa’sında Mussolini ve Hitler gibi otoriter rejimleri desteklemişlerdir. Otoriter muhafazakarlığın aşırıya gitmesi faşist ve nasyonal sosyalizme evrilmesine neden olabilir.
Çoğu muhafazakâr erdemin, istikrarın ve uygarlığın uzun süredir var olan kurumlar ile mümkün olduğunu savunur. Siyasi iktidar aile, devlet ve kiliseye; ahlaki istikrar ise dini inanç, görev ve sorunluluk duygusuna bağlıdır. Bir toplumun yaşamında otorite pozitif bir etkiye sahiptir çünkü otorite yapıcı bir güce sahiptir. Otorite arttırmak, kurmak, temellendirmek gibi anlamlara sahiptir. Günümüzdeki çoğu sorunlar muhafazakarlara göre otoritenin zayıflamasından kaynaklanmaktadır örneğin şiddet, kürtaj vs. Aynı zamanda otoritenin zayıflaması geleneklerin ve dinin de zayıflaması anlamına gelmektedir.
Muhafazakâr düşüncede otorite üç temel unsurla birlikte ele alınır.
1- Gelenek: otoritenin meşruluğunu sağlayan kültürel zemini oluşturur
2- Din. Ahlaki düzenin ve toplumsal meşruluğun kutsal kaynağıdır.
3- Otoritenin kendisi: gelenek ve din tarafından desteklenen ve korunan mekanizmadır.
Liberal Muhafazakarlık
Liberal muhafazakarlık özünde muhafazakâr ve liberal düşünceye dayanmakla birlikte tarihsel olarak 18. ve 19. yüzyılda geleneksel muhafazakarlık ve liberal muhafazakarlık birbirinden ayrılmaktaydı. Dönem içerisinde yaşanan aydınlanma hareketleri ve sanayi devrimi liberal muhafazakârlığın dönüşümüne katkı sağlamıştır. Böylelikle liberal ve muhafazakâr ideoloji evrimselleşip, dönemin ihtiyaçları doğrultusunda dönüşerek liberal muhafazakâr ideolojiyi oluşturmuşlardır. Burke’ün, Whig olması, ahlak ve ekonomik olarak Smith ile görüşlerinin ötüşmesi ve İskoç Aydınlanmasını düşünürleri ile yakın ilişki içinde olması liberal muhafazakâr olduğunu işaret etmektedir. Burke, evrimci liberal bir muhafazakardır. Liberal muhafazakarlıkta toplumsak düzen ve piyasa ekonomisi bütünleşmektedir.
Liberal muhafazakarlık bireylerin temel özgürlüklerini ve haklarının korunmasını ön görürken devletin toplum üzerindeki etkisinin sınırlı olması gerektiğini savunmaktadır. Bireyler ve toplum bu şekilde devletin otoriterliğinden ve despotluğundan korunmuş olur. Sınırlı devlet anlayışını içeren liberal muhafazakarlık piyasa ekonomisinde de devletin müdahalesinin sınırlı olması gerektiğini savunmaktadır. Serbest piyasa ekonomisini, düşük vergilendirmeyi, özel teşviği ve piyasada rekabet faktörünü destekleyerek bireylerin ekonomik özgürlüklerini korumayı amaçlamaktadır.
Liberal muhafazakarlık sosyal düzeni toplumun temel bir ihtiyacı olarak görmektedir. Bu felsefe sosyal düzeni tanımlarken gelenek, aile, din ve vatan konularına değinmektedir. Bu doğrultuda ise sosyal ve geleneksel norm ve kurumların gerekliliğini gözler önüne serer. Liberal muhafazakâr felsefe sosyal düzenin korunmasında devlete görevler verir, toplumsal refahın artmasını ve kültürün korunması amaçlarken; bireysel özgürlüklerin kısıtlanmaması için ise devletin güç unsurlarına sınır koymaktadır. Çevre konusunda liberal muhafazakârlar doğal kaynakların korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini savunmaktadırlar.
Paternalist Muhafazakarlık
Paternalist muhafazakârlık, kökenleri 19. yüzyılda Benjamin Disraeli ile şekillenen ve özellikle sanayileşme ile birlikte artan toplumsal eşitsizliklere karşı geliştirilen bir muhafazakâr yaklaşımı ifade etmektedir. Sanayi devriminin yol açtığı kentleşme, sınıfsal ayrışma ve gelir eşitsizliği, toplumun “zengin” ve “fakir” olarak keskin biçimde bölünmesine neden olmuş; bu durum toplumsal bütünlüğü tehdit eden bir unsur olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda paternalist muhafazakârlık, toplumsal düzenin ve organik yapının korunabilmesi için devletin tamamen pasif kalamayacağını savunarak, alt sınıfların yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik sınırlı ve seçici sosyal reformları meşru görmüştür. II. Dünya Savaşı sonrasında ise bu yaklaşım, refah devleti uygulamalarıyla daha görünür hale gelmiş ve liberalizm ile sosyalizm arasında ılımlı bir denge arayışının parçası olarak yeniden yorumlanmıştır. Bu çerçevede devlet, piyasa ekonomisini ortadan kaldırmadan, sosyal adaletsizliklerin derinleşmesini engelleyen ve toplumsal istikrarı koruyan düzenleyici bir aktör olarak konumlandırılmıştır.
Neo Muhafazakarlık
Refah devleti uygulamalarına eleştiri olarak 1970’lerin sonu 1980’lerin başında ortaya çıkmıştır. Neo-liberalizm ve neo-liberalizmin piyasa verimliliği, bireysel özgürlük ve piyasa ekonomisi; neo-muhafazakarların, otorite ve geleneğe dayalı düzen arayışını birleştiği “yeni sağ” olarak adlandırılan sentez düşünce yapısıdır. Bu yaklaşım, ekonomik olarak liberal ama siyasal olarak güçlü bir devlet yapısını savunur. Refah devleti uygulamalarını eleştirir; bu uygulamaların devleti aşırı büyüttüğünü, toplumsal düzeni zayıflattığını ve bireylerin sorumluluk duygusunu azalttığını ileri sürer. Refah devleti; eşitsizlik, düzensizlik, ekonomik verimsizlik ve siyasi istikrarsızlık gibi sorunlara yol açabilir. Buna karşılık neo-muhafazakârlık; güçlü bir devlet, sıkı hukuk ve düzen, aile kurumunun güçlendirilmesi, ulusal kimlik ve disiplinin yeniden tesis edilmesi gerektiğini savunur. Ancak devletin topluma aşırı müdahalesinin de doğal toplumsal düzeni bozabileceğini kabul eder. Bu noktada çürüyen geleneksel ahlaki prensiplerin korunması için ailenin korunması, millli birliği ve bağların canlı tutulması gerektiğini savunur.
Böylece muhafazakarlığın değişken bir yapısı olduğundan bahsedilebilir. Muhafazakarlık otoriterliği artan bir zeminde de bulunabilirken aynı zamanda kısmen otoriterlik içermekle birlikte liberal özgürlük anlayışı ile bütünleşen bir zeminde de bulunabilir. Muhafazakarlığı esnek yorumlara açık hale getiren farklı mekân ve zamanda her bir statükoya göre aldığı tarihsel formdur.
Neo-muhafazakarlığı anlamak için 3P’yi (people, policies, principles) anlamak gereklidir.
1- People (insanlar): Neo-muhafazakarlığı insanlara indirgemek yanıltıcı olabilir.
2- Policies (politikalar): Neo-muhafazakarlık bazen aşarı saldırgan dış politika, demokrasi yayma ve rejim değişiklikleri ile özdeşleşebilir. Fakat neo-muhafazakarlığın bir politikası yoktur.
3- Principles (İlkeler): tek taraflı hareket etme eğilimi, demokrasi yayma ve ahlaki/idealist dış politika gibi temel ilkelere dayanır.
Bu ilkeler çok katı ve dar anlamda tanımlayıcı olmakla birlikte klasik muhafazakaralar tarafından muhafazakârlığın asıl doğasına aykırı olduğu için eleştirilmektedir. Literatürde neo-muhafazakârlığı farklı anlamda tanımlayan düşünürler bulunmaktadır:
Irving Kristol - ikna, ruh, eğilim
Norman Podhoretz - eğilim
Justin Vaïsse - hareket
Douglas Murray - dünyaya bakış biçimi
Böylece neo-muhafazakarlık net bir şekilde literatürde tanımlanamamaktadır. 3P ise tutarsız ve yüzeyseldir.
KAYNAKÇA
Bal, H. (2014). SİYASET TEORİSİNDE ‘OTORİTE’KAVRAMI. International Periodical For The Languages, Literature And History Of Turkish Or Turkic Volume 9/2 Winter 2014, P. 247-255
Duman, F (2018) Demokrasi ve Muhafazakarlık-Gerilim, Risk ve İmkanlar-, Ankara: Kadim Yayınevi.
Duman, F. (2020). Muhafazakâr Okumaları, Ankara: Kadim Yayınevi.
Duman, Fatih (2017). Muhafazakâr İdeolojide Farklı Düşünce Gelenekleri Bağlamında ‘Muhafazakârlığın Doğası’, Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl 10, Sayı 1, Haziran 2017, ss. 15-34.
Duman, Fatih, (2017). Muhafazakâr Düşüncede ‘Otorite’ Anlayışı, Milel ve Nihal, 14 (1), 135-159.
Gordon, M. (2018). Hannah Arendt on authority: Conservatism in education reconsidered. In Hannah Arendt and education (pp. 37-65). Routledge.
Huntington, S. P. (1957). Conservatism as an Ideology. American political science review, 51(2), 454-473.
Kanatlı, M. (2022). Salt Olmayan Akılcı Liberalizm Hume ve Kant, Konya: Çizgi Kitapevi Yayınları,
Ölçek, A. (2023). Liberal muhafazakârlığı anlamak: Felsefeye ve ilkelerine genel bir bakış (ss. 1–14) [Yayınlanmamış makale].
Pan, C., & Turner, O. (2017). Neoconservatism as discourse: Virtue, power and US foreign policy. European Journal of International Relations, 23(1), 74-96.



Yorumlar