top of page

KÜRESELLEŞMENİN SINIRLARI

  • Yazarın fotoğrafı: Samet Ölçek
    Samet Ölçek
  • 5 Nis
  • 3 dakikada okunur

Küreselleşme, Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte çift kutuplu dünya düzeninin ortadan kalkmasının ardından ortaya çıkmıştır. Küreselleşme ilk olarak ekonomik bir olgu olarak görülmüş, zamanla bu anlamın yanına kültürel boyut da eklenmiştir. ABD ile Avrupa Birliği arasındaki ticaret, Birinci Dünya Savaşı öncesinde zirveye ulaşmış, iki savaş arası dönemde gerilemiş, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise yeniden artış göstermiştir. Demiryolları ve buharlı makinelerin yaygınlaşmasıyla maliyetler düşmüş, kitlesel göçler sayesinde emek arzı genişlemiştir. Bu bağlamda küreselleşme, kesintisiz bir süreçten ziyade dalgalı ve süreksizlikler içeren bir gelişim göstermiştir. Küresel ekonomide meydana gelen değişiklikler ulaşım ve iletişim sektörlerindeki teknolojik gelişmeler milli sınırların ötesine geçti ve bu durumu hiçbir hükümet sınırlaması değiştiremez. Korumacılık ekonomik verimliliği azaltacağı ve kendi toplumsal çelişkilerini yaratacağı için bir çözüm olamayacaktır.


Ekonomistler küreselleşme hakkında oldukça iyimserlerdir. Küresel piyasalarda en iyi politika sorunun kaynağına yönelik maliyeti en düşük çözümdür. Ancak dünya gerçekte göründüğünden karışıktır ve ideal çözümler her zaman uygulanamaz. Ekonomistler piyasayı genelde bozmayacak şekilde küreselleşmeden en çok etkileneni koruyacak şekilde dengeli pratikler geliştirirler. Diğer taraftan küreselleşme sürecinde sermaye ve işveren hareketliliği artarken bazı riskleri de beraberinde getirir (örneğin güvenlik açıkları).


İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelişmiş ülkelerde uygulanan Keynesçi büyüme politikaları, 1970’li yıllardan itibaren yükselen enflasyon, durgunluk, işsizlik ve ekonomik krizler karşısında yetersiz kalmış ve yeni arayışlara yönelimi beraberinde getirmiştir. Üretim ve emek piyasalarında ortaya çıkan bu sorunlar, küreselleşme ile birlikte yoksulluğun azaltılması açısından güçlü bir fırsat sunarken, aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerde yoksulluk ve eşitsizliği artıran bir süreci de tetiklemiştir. Böylece işçilerin pazarlık gücünü azaltan baskı onun politik gücünü de azaltır, hükümetler sermaye yarışına girdikçe işçilerin çıkarları ikinci planda kalır ve halkın emek savunucularının fikirlerini algılaması bu fikirleri çok sık sık tekrarlanmasından ötürü önemini azaltır.

Liberalleşme, bir yönüyle küreselleşmeyi de mümkün kılmıştır. Gümrük vergilerinin azaltılması ve uluslararası ticaretin kolaylaştırılması bu sürecin temel unsurlarındandır. Ancak uluslararası ticaretin kısıtlanması, belirli kurallar ve düzenlemeler çerçevesinde gerçekleştiğinde bazı ülkelere uluslararası arenada daha fazla avantaj sağlayabilmektedir. Günümüzde ABD ve AB’nin ticaret politikaları ile Dünya Ticaret Örgütü’nün (WTO) korunma ve istisna maddeleri, büyük ölçüde bu ülkelerin çıkarları doğrultusunda şekillenmektedir.


Sosyal güvenlik politikaları da küresel ticaretin ivme kazanmasında rol oynamaktadır. Sosyal sigorta, işsizlik sigortası, eğitim programları ve emekli aylıkları, gelişmiş ülkelerde en büyük harcama kalemleri arasında yer almaktadır. Bu politikalar, küreselleşme ile ortaya çıkan güvensizliği azaltmaya yönelik uygulamalardır. Kavramsal olarak bakıldığında adil ticaret, üretici ile tüketici arasında doğrudan etkileşimi sağlayan bir ticaret ortaklığıdır. Temelde adil ticaret; az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde işçilerin adil kazanç sağlayabilmesi, yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve çocuk işçiliğinin önüne geçilmesine dayanmaktadır. Ancak tüm bu olumlu yönlerine rağmen adil ticaret kapsamında gelişmiş ülkeler kazançlarından ödün vermemektedir. Adil ticaret ile fiyatlar yükseltilmekte ve bu durum gelişmiş ülkelere daha fazla para aktarılmasının önünü açmaktadır. Bunun yanı sıra adil üretimin yapılabilmesi için sertifika alınması gerekmektedir. Bu sertifikalar ise oldukça yüksek ücretlerle satılmaktadır. Bu sertifikalara sahip olan kuzeyli şirketler, emek ve kaynak sömürüsü yoluyla güneyli ülkelerden daha fazla değer transfer etmeye devam etmektedir.


Böylece, küreselleşme, pazarlaşma olarak da adlandırılabilen geniş bir ağın parçasıdır. Küçülen devlet, ekonomik faaliyetlerin serbestleşmesi ve toplumsal zorunlulukların azalması, milli ekonomilerin birbirine daha bağımlı hâle gelmesine yol açarak yurt içi kırılganlıkların artmasına neden olmaktadır.


KAYNAKÇA

Bülbül, K. (2006). Küreselleşme okumaları: Ekonomi ve siyaset. Ankara: Kadim Yayınları.

Gedikli, B. (2022). Küreselleşme ve adil ticaret. Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, (43), 186-216.

Karaaslan, A. B. (2019). Avrupa’nın kültürel kimliği ve Avrupa’da yabancı düşmanlığı (Zenofobi) (Yüksek lisans tezi, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).

Yüceol, H. M. (2005). Küreselleşme Yoksulluk ve Emek Piyasası Politikaları. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi14(2), 493-512.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page